DÖRDÜNCÜ MAYMUN

29 Aralık 2023 Cuma

Bir cemaat, bir cinayet ve bir avukat!

 


28 Aralık 2023/ Birgün

Ülkemizin uzunca bir süredir (fiilen) “Yarı İslam Cumhuriyeti” halini aldığını kimse reddetmiyor. Ekonomik vaziyet için bile dini referanslar veriliyor. Ancak hayatın kendisi başka gerçekleri alabildiğine açıklıkla ortaya koyuyor:

-Paranın dini imanı olmaz!

Türkiye’nin 2000’li yıllarını “vatandaş olarak” yaşayanlar bu gerçeği bütün çıplaklığıyla görüyorlar. Yaygın medya aracılığıyla insanlara “Öbür Dünya”nın nimetlerini pazarlayanların tümü bu dünya nimetlerinin hepsini ceplerine indiriyorlar!

Bir buçuk iki yıl önce 10 bin lira maaş üst düzey yönetici geliri sayılıyordu, şimdi asgari ücretin altında kaldı. Ülkeyi yönetenlere bu durum hatırlatılınca son derece “yaratıcı” bir yanıt veriyorlar:

-Bayrak inmez ezan susmaz!..

Ülkenin içinde “ezanı susturalım” diyen kimse yok. Dışardan da “Türkiye’de ezan susturma operasyonu” tasarlayan pek kimse bulunmuyor.

Ama iktidar ve medyası tam gaz bu “manevi kulvarda” paten yapıyor. Hepsinin de keyfi yerinde maşallah!..  Geçim sıkıntıları yok. Sadece seçim sıkıntıları var!

Yazının başında “Yarı İslam Cumhuriyeti” haline geldiğimizden söz ettik. Buna uygun bir altyapı olduğundan da kuşku duyulmuyor. Geçenlerde Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş sosyal medya hesabından şu bilgiyi verdi:

-25 yıldır Ankara’da halk sağlığı için hiçbir şey yapılmadı. Şimdi 13 ilçede 220 kilometrelik aspestli (kansorejen) içme suyu boruları yenileniyor.

Ankaralı bir dindar kardeşimiz Mansur Yavaş’a son derece “içten” tepki gösterdi:

-Abdesli boruları niye söküyorsunuz din düşmanları?!!

Şimdi bu canlıya aspestin ne olduğunu anlatmak için önce kimya dersi vereceksiniz. Sonra aspestin, abdes ile bir alakası bulunmadığını izah edeceksiniz. En sonunda da “borular abdes alıp namaz kılmaz” diyeceksiniz ki, bu çok zor bir eğitim sürecine tekabül ediyor. Zahmetli bir iş!

Ne uğraşacaksın? Daha kolay anlayabileceği dilden hızlı bir mesajla kendinize bağlayabilirsiniz:

-Bayrak inmez, ezan susmaz!

İnsanları bu mertebede tutabilmek için dini temelli her şey örgütlerine ihtiyaç var. İçinde din olacak, hiyerarşi olacak, güç merkezi olacak, ekonomik olanakları sınırsız olacak ve bolca para olacak!  

Tıpkı “Mahyacı Cemaati” gibi! Okulları var, vakfı var, hafta sonu çiftlikleri var. Lüks otomobilleri var. Devlet içinde yapılanmaları var. Belediye başkanları var. Hakimleri savcıları var. Efendileri için kendilerini feda edecek “kurbanlık” müritleri var. Elbette tacizler, tecavüzler ile utançlar ve utanmazlıkların harmanlandığı son derece gizlenmiş hayatları var.

Mahyacılar Cemaatinin adını sanını hiç duymamış olanlar için söyleyeyim: Bu cemaatin yaratıcısı Atay Sözer!


Cide Belediyesi Rıfat Ilgaz Roman Ödülü’nü alan “Dünyanın En Kötü Avukatı” adlı eserin yazarı.

Kitaptan tadımlık bir bölümü de buraya alalım da ülkemizdeki  cemaat vaziyetinin en önemli özelliğinin edebiyata nasıl yansıdığını görelim:

“İçeri girdiğimde Hoca Hazretleri tek başınaydı, bu defa üzerine sarı uzun bir entari giymişti. Beni görünce gülümsedi. Gel bakalım Zehra kız dedi. Elini uzattı. Gidip elini öptüm başıma koydum. Alnımdan sonra bu defa dudağımdan öptü. Çok utandım. Yine kucağına oturttu. Seni buraya neden çağırıyorum biliyor musun; dedi. Ben hayır dedim… Sende bir ışık gördük. Senin beyin kıvrımların geniş… Allah’ın sevgili kulusun,  çok az kişinin bildiği sırlara vakıf olma vaktin geldi, hazır mısın, dedi. Çok korkuyordum. Hiçbir şey anlamadım. Burada olanları hiç kimseye anlatmayacaksın tamam mı dedi. Yemin et annenin üzerine dedi. Ettim. Sonra sürahideki kırmızı şeyi bir bardağa döktü. Okunmuş şerbetmiş içmem lazımmış. Ben de içtim. Birden uyku bastırdı, gözlerim ağırlaştı, uyumuşum.”

Roman Zehra’nın intihar haberleriyle başlıyor, sonra hamile olduğu ortaya çıkıyor. Sonra da avukat Aykut Dere devreye giriyor. Örnek(!) cemaatin bütün mahareti ortalığa saçılıyor. Belki bu romanın bir de filmi yapılır:

12 Ağustos 2023 Cumartesi

ALACAĞIN OLSUN WALT DİSNEY

İlk çocukluk yıllarımın en sevimli çizgi roman dergisi Pulhan yayınlarından çıkan “Miki” dergisiydi. Pek çok karakterin komik, meraklı maceralarını keyifle okur ve okuma alışkanlığımı da geliştirirdim.

Derginin kapağının üstünde koskoca “Walt Disney” logosu dururdu. Bir karikatürist olduğunu öğrendiğim Disney’in dergideki tüm çizgileri yazıp çizdiğini zanneder ve müthiş bir hayranlık duyardım. Bu kadar çok şeyin tek bir kişi tarafından yapılması olağanüstü bir şeydi gerçekten.

Öldüğünü öğrendiğimde çok üzülmüş, adeta yasa bürünmüştüm “Bir daha bunlar çizilemeyecek” diye.

Daha sonra Disney’in tüm karakterlerinin yaratıcılarının başka kişiler olduğunu öğrendim, zaten benim okuduğum seri de İtalyanların yaptığı “Topolino” dergisinden çevirilermiş.

O dergiler büyük bir ekip tarafından hazırlanıyormuş; Walt Disney tüm karakterlerin teliflerini alıp kendi logosu altında servis eden önemli bir kapitalistmiş.


Disney firması özellikle çocuklara yönelik ürünleriyle küresel bir şirkettir.

Eğlence parkı Disneyland dünyanın pek çok yerinde bulunmaktadır.

Disney yapımı filmler sinema dünyasında önemli bir yerdedir.

Tabii ki gelişen teknolojiyle Disney bir dijital platform da oluşturdu…

Özellikle pandemi döneminde bu platform epey bir izleyici buldu.

Elindeki filmler dışında buraya özel yeni içerikler de üretilmeye başlandı her ülkeye kendi içeriğini üretmesi için olanak sağlandı.

Recep İvedik dahil birçok film projesi hazırlardı; bunlar arasında bizim için en önemlisi “Atatürk” filmiydi. Daha önce birkaç kez yapılmasına rağmen bunun daha önemli bir iş olduğu söyleniyordu, beklentiler de epey yükselmişti doğal olarak. Görmediğim için nasıl olduğu konusunda yorum yapamam. Belki de sıradan belki de kötü bir iş çıkacak veya söylendiği gibi hakkını veren esaslı bir iş.

            Bu arada Hollywood’da bir senaristler grevi başlatıldı, oyuncular da buna destek verdi. Birçok önemli filmin çekimi durma noktasına geldi. Greve gidenlerin istekleri arasında dijital kanallarda gösterilen filmlerden alınacak telif ödemeleri de vardı.

            Bizde henüz pratiğe geçilmese de başka ülkelerde çeşitli mecralarda gösterilen filmlerin senaristi, yönetmeni, oyuncusu bir telif ödemesi alır. Bu o film için aldığı ücretin dışında bir paradır ve yayıncı kuruluş tarafından ödenir. Bir kanal için de bu hatırı sayılır bir yekûn tutar.

            Disney bu durumda ani bir karar alıp bu teliflerden yırtmak için tüm dünyadaki platformların yerli içeriklerini kaldırdı; bu durumda Recep İvedik filmi de Atatürk filmi de yayınlanmayacak. Elbette Disney’e göre Atatürk filmiyle Recep İvedik arasında bir fark yok ikisi de ticari bir meta sadece. Atatürk’e bizim gibi bakmasını beklemek de biraz safdillik olur.

            Gelelim Ermeni diasporasına… Atatürk ve Türkiye konusunda kronik bir karın ağrıları olduğundan bu isimleri duydukları zaman hemen fırlıyorlar. Atatürk filmiyle ilgili de aynı şeyi yapıp feryada başladılar. Disney gibi güçlü bir şirket para söz konusu olduğunda değil diasporayı mezarından Walt Disney çıksa tanımaz; eğer Atatürk filminin para getireceğine inansa onu mutlaka gösterirdi.

            Ama tüm platformlardaki filmlerle birlikte Atatürk filmi de kalkınca diaspora üzerine alındı “Biz dedik de ondan kalktı” diye havalara girdiler.

            Bizdeki çevreler de bunun böyle olduğuna hemen inandılar ve Disney’e de diasporaya da saydırdılar haklı olarak.

            Diasporayı ciddiye almaya pek gerek yok ama Disney’e tepkiler kesinlikle sürmelidir.

            Öncelikle tüketici hakları açısından ciddi bir suç vardır. Birçok kişi yerli içerikler ve özellikle Atatürk filmi var diye üye oldu, bu bir taahhüttür ve yerine getirilmemiştir yani dolandırılmıştır. Parasını peşin verip sipariş ettiğiniz ürünün size ulaşmaması durumudur.

            Çocukluk dünyamda beni yanıltan Walt Disney gene yaptı yapacağını anlayacağınız. Ama bu defa yemezler; üyelik iptalleriyle birlikte bu konuda davalar açılması ve mahkeme kararıyla Atatürk filminin platforma konulması sağlanabilir.

             

 

 

21 Haziran 2023 Çarşamba

10 LİRANIN İNANILMAZ HİKAYESİ

 




10 LİRANIN İNANILMAZ YOLCULUĞU, SMİRNA YAYINLARI/ GENÇ KİTAPLAR'DAN ÇIKTI


Dünyadaki herkes biri birine altı adım uzaklıktadır.

                   Friges Karinthy

Her insan ayrı bir yaşam hikayesi.

Yollar, insanlar, olaylar...

Tüm bunlar bir an gelir aynı noktada buluşabilir mi?

Peki tüm yol kesişmelerinin nedeni ON LİRA olabilir mi?

Kim bilir belki siz de şu anda ALTI ADIM uzağınızdaki biriyle aynı hikayedesiniz.

Bu İNANILMAZ YOLCULUK sizin için.

Bak ve Gör!

Nice insanlar farkına varmadılar

Birbirlerine dereler tepeler kadar yakın

Bir arpa boyu kadar uzaktılar



13 Haziran 2023 Salı

İNSAN SIKINTISI


Diyojen’in elinde feneri “İnsan arıyorum” diye dolaştığı kadar var.

En öncelikli sorunumuzun “nitelikli insan” olduğu artık iyice netleşmiştir.

Kifayetsizler, muhterisler ve daha da katmerlisi olarak kifayetsiz muhterisler dört bir yandalar…

Sağda, solda, ortada, yukarıda, aşağıda her yandalar.

Yıllar boyu cilalanmış, şişirilmiş, kanaat önderi duayen kılığına sokulmuş tiplerin aslında birer boş teneke olduğu gerçeğinle karşılaştığında; bunca yıldır enayi yerine konduğuna mı yoksa haybeye geçen zamana mı yanarsın?

İlgililer bilgisiz, bilgililer de artık umutlarını kestiklerinden dolayı ilgisiz durumdalar.

Son kalan birkaç güzel insan da güzel atlarına binip teker teker gidiyorlar.

“Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.” (Yaşar Kemal pek yaşa)

Hepsi her konuda bilgisiz fikir sahibi, hepsi birer herhaltogolog…

“Şöyle yap, böyle yap, bu yoldan git” diye kafanı karıştırıp ayağını tökezletirler.

Ayağın bir kez tökezlemeye görsün hadlerini aşıp ayar vermeye kalkar bu ayarsızlar.

“Ben demiştim, bak haklı çıktım” derken büyük bir haz duyarlar.

Her meslek grubundan var bunlardan.

Ama en görünür gruptan olduğu için politikacılar, basın erbabı ve televizyon gülleri ön planda.

Aslında bütün renkler aynı derecede kirleniyor ama birincilik beyazda (Özdemir Asaf hep yaşa).

Bari benden bir iki adım önde ol yahu, önde ol da biraz olsun önümdeki çukuru göreyim en azından.

Düşünün halimizi ben bile en azından üç adım öndeyim ondan hem çukurları kolluyorum hem de bu kifayetsizleri uyarıyorum, “Dur ulan dur düşeceğiz şimdi” diye.

Bir de Brueghel’in “Körlerin yürüyüşü” tablosundaki gibi ardıma geçmişler, elleri sırtımda benim de dengemi bozup düşürecekler sonunda.

Yolun sol şeridi tamamen boşaldı insana hasret sol şerit.

Orta şerit bile giderek azalıyor, ona bile razı olur hale geldik.

Sağ tarafta inanılmaz bir yığılma, inanılmaz bir tıkanma var.

Gitmiyor bir türlü gidemiyor, kilit oldu kaldı trafik.

Herkes biliyor artık şoförün ehliyeti olmadığını.

Herkes biliyor artık otobüsün freninin tutmadığını.

Herkes biliyor artık bu yolun çıkmaz olduğunu (Leonard Cohen sen de hep yaşa).

Bunların ortak özelliği her şeyi bildiklerini zannedip aslında hiçbir şey bilmemeleridir.

Daha da kötüsü her şeyi yanlış bilmeleridir.

Tek becerileri durmuş saatinin günde iki kez doğruyu göstermesini bile becerememeleridir.

Sanıyorum bu durum bulaşıcı, ciddi bir salgın halinde yayılıyor, herkes birer gergedana evriliyor (Ionesco da hep yaşasın).

İnce zevkler kalınlaşıyor giderek.

Romantizm pornoya dönüşüyor.

Normal olmak anormal sanılıyor.

Ekonomi, terör, irtica falan değil; öncelikli sıkıntı insan sıkıntısı.

Henüz hepimiz bozulmadan feneri alıp dolaşarak haykırmak gerek:

“İnsan arıyorum.”

 

OTOBÜSE BİNERKEN



            Otobüse binerken nelere dikkat edersiniz?

            Önceliğiniz nedir?

Otobüsün firması önemlidir elbette, güvenilir, bildik bir firma olması tercih nedenidir.

Sonra otobüsün bakımının yapılmış olması, frenlerinin sağlam olması önemlidir.

Otobüsün konforu da es geçilmemelidir, koltuklar rahat olmalı, ayak mesafesi geniş olmalı, uzun boylular bile ayaklarını rahatlıkta uzatabilmeli.

Havalandırma sistemi sorunsuz çalışmalı.

İkramlar bol olmalı.

Şoför de önemlidir, bir kere ehliyeti olmalı mutlaka, deneyimi olmalı.

Ama hepsinden önce otobüsün bileti önceliklidir yani nereye gideceğiniz, öncelikli olmalıdır.

İzmir’e gitmek isteyip de Adana otobüsüne binerseniz, bunların hiç önemi yoktur.

“Adana’ya gidiyor ama şoför çok kafa dengi abi” demenin bir anlamı yoktur.

Ama bunlardan da önemli şeyler varmış meğer, ben hesap etmemişim.

Bu işler artık başka türlü işliyormuş meğer.

***



Uzun yol için bilet alıp otobüse bindim, baktım benim yerimde başkası oturmakta.

            “Arkadaş burası benim yerim.” dedim.

            Mahcup olmuştu gülümsedi:

            “Biliyorum, ama benim yerimde de başkası oturuyormuş; muavin, sen de başka yere otur dedi. Ben de buraya oturdum.”

            Muavin geldi: “Bilader yeni usul böyle artık, iki saat yer arama derdi yok, geç kafana göre takıl, boş bulduğun yer çök.”

            “Olur mu öyle şey yahu? Her şeyin bir kuralı var.”

            “Senin o dediğin eski otobüs sistemindeydi, şimdi yeni otobüs sistemi var; maksat vatandaşa kolaylık ister cam kenarı ister koridor, istediğin yere çök.”

            Gerçekten de insanlar, istedikleri yere çöküyorlardı.

            “Ama olmaz ki o zaman ne diye bilet satarken numara veriyorsunuz?”

            “Yahu bak bu kadar insan biniyor bir tek sen şikâyet ediyorsun, bir şeyi de beğenin yahu, nankörlük etmeyin hem biraz çabuk ol, böyle sallanırsan iyi yerler kapılacak haberin olsun.”

            Çaresiz, şoför mahallinin arkasındaki koltuğa oturdum.

            Otobüs kısa sürede dolmuştu, yanıma oturan vatandaş gülümsedi.

            “Bu otobüs firması çok iyi, kafana göre takılıyorsun.”

            “Siz memnun musunuz?”

            “Çok memnunum, diğer otobüs firmaları fena halde kıskanıyorlarmış bu durumu.”

            “Sahi mi?”

            “Tabii hele hele burada bir öyle bir şoför varmış ki, aman aman!”

            “Nasılmış?”

            “Bilmiyorum, kelimelerle anlatılmayacak biriymiş, dünya böyle bir şoför görmemiş.”

            Bu arada şoför geldi; lanet suratlı bir herifti önce ayakta durup yolculara şöyle bir baktı.

            “Herkes tamam mı?”

            Muavin, “Tamam kaptan, aynen devam.”

            Kaptan koltuğuna oturdu, kontağı açarken bana döndü:

            “Bilader fren hangisi oluyordu?”

            “Pardon anlamadım.”

            “Fren diyorum, bunlardan biri fren, biri debriyaj, biri gaz; her seferinde karıştırıyorum hangisi hangisi, diye; bu yüzden binmeden önce soruyorum, garanti olsun diye; neticede can taşıyoruz.”

            Hangisinin hangisi olduğunu söyledim; kontağı açtı kalkarken çok fena sallandık.

            Yanımdaki arkadaşa “Böyle kalkışın pek normal olmadığını söyledim.”

            Ama benim dediğim eski otobüs sistemini için geçerliymiş yeni sistemde böyleymiş, sarsılarak kalkılmalıymış ki insanlar uyanasınmış.

            Kaptan, gazı sonuna kadar köklüyor 200Km’yi geçiyoruz.

            “Kaptan biraz hızlı gitmiyor muyuz?”

            “Az bile gidiyoruz, otobüsü şahlandırmak için daha da hızlı gitmem gerek.”

            “Yahu burada hız sınırı 50km.”

            “O eski sistemde öyle, şimdi yeni sistem böyle, kafana göre takıl istediğin kadar bastır, kim tutar beni yahuuu.”

            “İyi de şimdi de ters yöne girdin, karşıdan araçlar geliyor bak.”

            “Edepsizlik yapma ben ters yöne girmem, asıl onların hepsi ters yönde, hepsi benim şoförlüğümü kıskanıyor zaten.”

            “Sen şoför olduğuna emin misin?”

            Bunu der demez direksiyonu bıraktı bana döndü:

            “Haddini bil hadsiz, şerefsiz cibilliyetsiz, haysiyetsiz, geri zekalı, haysiyet fukarası, sefil, zavallı, gafil, eşkıya, çürük, sürtük.”

            Bu arada otobüs kendi kendine gidiyor, bu yakama yapıştı.

            “Ben cennetmekan Abdülhamit Han hazretlerinin şoförlüğünü yapmış adamım.”

            “Ne?” 

            “Zaten Kanuni’yle de bacanak oluruz; yakında dört şeritli yoldan aya gideceğiz.”

            “Aaaa bu şoför deliiiiiii!”

            Muavin yanıma geldi: “Sen şoför efendimize nasıl deli dersin, dilini koparırız alimallah.”

            Muavinin de şoförden farkı yoktu, yolculara döndüm.

            “Yahu direksiyonu bıraktı kendi kendine gidiyor, ne olacağımız belli değil, bir şey yapın da durduralım şu otobüsü.”

            Ama kimse işin ciddiyetinin farkında değildi, beni derdest edip bagaja kapattılar; sesimi duyan birilerine haber versin karayolunda son hızla nereye gittiği bir otobüs görürseniz durduramasanız bile önünden çekilip canınızı kurtarın.

                                                                             

     

9 Mayıs 2023 Salı

Bursa Kitap Fuarı ve söyleşiler







 Deprem nedeniyle ertelenen Bursa TÜYAP kitap fuarı Mayıs ayı içinde yapıldı.

Ayrıca UĞUR OKULLARI, ERA KOLEJİ, ULUDAĞ KOLEJİ, YÖNDER KOLEJİ'nde söyleşi imza etkinliğimiz vardı. 

27 Ocak 2023 Cuma