Ata binmenin ilk kuralı bineceğiniz atı sevmenizdir.
Bu yeterli değildir tabii aynı şekilde atın da sizi sevmesi
gerek.
Yani atla aranızda duygusal bir bağ ve karşılıklı güven
ilişkisi kurulmalıdır.
Eğer at sizi sevmediyse, içinizdeki kötülüğü hissettiyse
hemen üstünden atabilir, tarihte bunun örneklerini gördük.
Diyelim yola çıktınız, bir süre sonra at size olan güvenini yitirdi,
huysuzlanır, biraz acemiyseniz kontrolünüzü kaybedersiniz.
Siz atı istediğiniz yere götüreceğinize at sizi istediği
yere götürmeye başlar.
Belki de sonunda bir uçurumdan aşağı atar.
Senaryolar da aslında canlı organizmalardır, onun da
duyguları vardır, tabii bu senaryo yazarının ilk başta onun içine ruh
üflemesiyle başlar.
Bundan sonra senarist ve senaryo arasında güzel bir aşk
ilişkisi başlar.
Senarist en baştan senaryosunu sevmediyse yolun sonu
hüsrandır.
Özellikle günümüzün uzayıp giden anomali dizilerinde sık
rastladığımız bir durumdur, senarist kaçınılmaz olarak kontrolü kaybedince
senaryo senaristi istediği yere sürüklemeye başlar.
Öncelikle şunun adını koyalım.
Senarist bir sanatçı mıdır?
Aslında sanatçılık bir meslek değildir.
Sanatçılık bir niteliktir.
Akıllı olmak, güzel olmak, yakışıklı olmak, yetenekli olmak gibi.
“Ben çok akıllıyım” demekle “Ben sanatçıyım” demek aynı
tuhaflıktır.
Meslek olan, yazarlık, senaristlik, oyunculuk, yönetmenlik,
müzisyenlik, heykeltraşlık, şarkıcılık gibi zanaatlardır.
Eğer ürettiğiniz işe kendinizden bir parça koyabiliyorsanız,
o iş sizi yansıtıyorsa işte o zaman sanatçı oluyorsunuz.
Ama bunun için önce zanaatçı olunmalı.
Avrupa Senaristler Birliğinin ilk maddesi “Önce Senaryo
Vardır” şeklindedir.
Ortada yönetmen, oyuncu, kameraman hatta yapımcı yokken
senarist vardır, boş kâğıda kafasındakileri döküp ruhunu üfler.
Bir sinema filminde senarist biraz rahattır, senaryosuna son
halini verdiğinden emin olunca yapımcıya çekilmesi için teslim eder.
Ama dizilerde özellikle bizim dizilerde bu pek mümkün değil.
Aslında bu işin ideali dizilerde de ciddi bir senaryo süreci
olması gerek, senarist veya senaristler uzun süre kapanıp bir sezonun
senaryolarını tamamlamalıdır.
Elbette bunun için de bir bütçe ayrılmalıdır.
Bizde bu pek alışılmış bir şey değildir, ana hatlarıyla en
fazla 5-6 bölümlük bir proje hazırlanıp sunulur.
Amaç bir an önce yayına girip para kazanmaktır.
Süreleri üç saati geçen dizilerde öyküyü devam ettirmek
olası değildir, sürücünün atın kontrolünü kaybetmesi kaçınılmazdır.
Bir süre sonra sürücü attan at da sürücüden nefret etmeye
başlar.
Bir işkence haline gelmiştir senarist “Lanet olsun nereden
bulaşım buna” diyerek klavyenin tuşlarına dokunur, senaryonuz da yazarının
beceriksizliğine söylenir.
Böyle bir durumda Shakespeare gelse çuvallar.
Hadi bakalım sıkıysa Hamlet’e 2.sezon yaz !
Macbeth’in cadılarını getirirsin, kazan kaynatırlar ilk
sezonda ölenler zombi olarak gelir, olay kaldığı yerden devam eder.
Dizin başındaki iyi karakter bir anda kötüye psikopat olan
da meleğe evriliyor.
Sıkı dram olarak başlayan iş absürt komediye dönüşüyor.
Elbette bu durumda o rolü oynayan oyuncunun da kimyası
bozuluyor, başlangıçta hesap edemediği bu durum önüne geldiğinde geri çevirme
hakkı yok; oymamam diyemez çünkü o hafta kanal yayın için senden iş bekliyor.
İşin sonunda külliyetli bir tazminat söz konusu.
Senaryo senaristini keyfine göre sürüklemeye başlamıştır
artık.
Belki de at sürücüsünü çoktan sırtından atmış kendi başına
gitmektedir.
Yerde yatan zavallı sürücü de hâlâ kendini atın üstünde
sanmaktadır.
Son zamanlarda dizilerde yaşanan rezilliklerin,
saçmalıkların en büyük nedeni bu kontrolsüzlüktür.
İzlenme oranlarının arttırma telaşı içinde provoke edici, manipülasyon
yapan, libido gıdıklayan, gizli kalmış şiddet duygularını körükleyen,
olumsuzlukları doğallaştıran işler ortaya çıkar.
Başarılı bir işte başarı tüm ekibe kötü işte ise tek suç
senariste yüklenir.
Bir yerde doğrudur aslında, dedik ya “Önce senaryo vardır.”
Bir sinemacının dediği gibi “İyi bir senaryodan kötü bir
film çıkabilir ama kötü bir senaryodan iyi bir iş çıkması olanaksızdır.”
Neticede senaristin sorumluluğu büyüktür.
Ata binmeye benzer senaryo yazmak, dizginleri sıkı tutup
kontrolü yitirmemek gerek.
Atay Sözer







































