Deve, kurmuş tezgahını, tost yapmaya karar vermiş.
Sokak lezzetleri
bu aralar çok tutuyor. Masrafı nispeten az, getirisi fena değil
Önüne gelen,
arkasına takılan, sağdan soldan geçen herkes yapıyor.
“Benim neyim
eksik?” diyor haklı olarak.
Önce hurdacıdan
bir sac levha aldı, altına tüp gaz taktırdı, sonra anneannesinden kalan ütüyü kalan
ütüyü getirdi.
Artık meşhur
tostunu yapabilirdi, gerçi daha ilk defa yapacaktı ama olsun, nasılsa kısa
zamanda meşhur olacak, herkes bilecekti.
Çünkü yaptığı
işin videosunu çekecekti.
Ancak abartılı
bir skeçte görebileceğimiz rezillikte, hijyen düşmanı bir ortamda,
yapılabilecek her türlü abuklukla başlıyor işine.
Önce eşek etinden
olduğu bariz sucukları sacın üzerine atıyor, on yumurta kırıp sıvamaya
başlıyor, bir kilo kırmızı biberi döktükten sonra o bulamacı somun ekmeği içine
tıklayıp tost kaşarı ilavesinden sonra paslı ütüsüyle bastırıyor.
Her şey, etin
üstüne eliyle tuz dökmeyi mutfak sanatı diye satan kasabın o meşhur gösterisinden
sonra başladı.
Onu gören öteki develer
kendilerine numaralar aramaya başladılar, amuda kalkarak, kolbastı oynayarak,
amok koşucusu gibi depar atarak servis yapmaya başladılar.
Ancak ortaya
çıkan rezillik o kadar ayyuktaydı ki görenlerin bırakın imrenip önünde kuyruk
olması, iştahtan kesilip yemek yemeğe tövbe ediyor.
Aslında rejim
yapmak isteyenler için ideal bir durum, sabah kalkınca bir adet video izleminiz
sizi bütün gün idare eder.
İşin kara mizah
yanı, bu arkadaşlar yaptıklarının çok iyi bir şey olduğunu zannediyor, ürünlerini
kendileri de ayıla bayıla götürüyor.
Tost işiyle
başlayan bu deve sineması, kısa zamanda mutfaktan sokağa taştı.
Çünkü kamera bir
kez açıldı mı, deve artık yalnızca tostçu kalamıyor.
İnternet geliştikçe
iletişim de hızlandı ama bir o kadar da bağımlılık yarattı.
Çölde susuz kalmaya alışmış devenin iki dakika İnternetsiz kalmaya tahammülü yok.
Bir deve türü de
acıktıkları vakit öteki develeri gezip onları videoya alıyorlar, senin
tanıtımını yapıyorum ayağına getirip beleşe tıkınıyorlar.
Ama bunların
sayısı artınca artık bunu yemiyorlar dolayısıyla da yedirmiyorlar.
Sayı artınca
değer de düşüyor tabii, enflasyonun etkisi burada da kendini gösteriyor.
Video çekmek günümüzdeki
en kolay işlerden biri artık, bir cep telefonu olan her deve istediği her haltı
olabiliyor.
Develer yönetmen
oluyor, oyuncu oluyor, televizyoncu oluyor, yorumcu olup istediği kişiye ayar
veriyor, röportajcı olup gıcık öğretmen gibi seni sınava çekiyor, alacaklı misali
yolunu kesip mikrofonu burnuna sokuyor.
—Çemişgezek
nerededir?
—Gusüllün
farzları nelerdir?
—Maddenin üç hali
nedir?
—Üç harfli üç il
adı söyle?
—Beşi beş
kuruştan beş yumurta kaç kuruş eder.
—Öreke nedir?
Türünden sinir
katsayısını zıplatan sorular soruyor.
Yanıt versen
montajda aptal durumuna düşeceğini düşünüyorsun, yanıt vermesen yorumlarda
cahil ilan edileceğini.
Öteki develer de
hemen altına yorumları döşüyor.
“Cahiliz,
okumuyoruz, hiçbir şey bilmiyoruz…”
Maşallah hepsinin
hörgücü kadar egosu, cep telefonu kadar bilgisi var.
Aslında taklitçi
olarak maymunları ve papağanları bilirdik bir de buna “yeni nesil develeri”
ekleyebiliriz, internette görüp beğendikleri şeyleri birebir yineliyorlar.
Develer zaten
geviş getirmeye yatkın hayvanlar.
Eskiden
yediklerini tekrar çiğniyorlardı, şimdi internette gördükleri fikirleri.
Eskiden deveye
hendek atlatmak zordu. Şimdi bir cep telefonu veriyorsun, deve kendi kendine
hendekten atlayıp bir de videosunu da çekiyor
Andy Warhol yaşasaydı
sözünü değiştirmek zorunda kalırdı:
“Eskiden herkes
15 dakikalığına meşhur olacaktı. Şimdi herkes 15 saniyeliğine meşhur oluyor;
sonra aynı telefondan bir başkasını seyredip unutuluyor.”
Neticede deveye “İçeriğin
neden kötü?” demişler, o da “Nerem doğru ki?” diye soruya soruyla yanıt vermiş.
Atay Sözer
