DÖRDÜNCÜ MAYMUN

18 Kasım 2012 Pazar

Ruhi Su 100 Yaşında

Lütfi Akad'ı anıyoruz...

2 Eylül 1916- 19 Kasım 2011

Sinemamızın büyük ustası hocam Lütfi Akad'ı ölümünün 1.yılında saygıyla anıyorum...
Teşekkürler kazandırdığın değerler için...

1978 yılı İGSA Sinema Tv Ensititsü'ne (şimdiki MSÜ)  girmişiz, 10 aklı havada hayta; 
Eyüp Halit Türkyazıcı, Sezai Tülübaş, Halit Sarayoğlu, Hamza Özbal, Gani Müjde, Osman Sınav, İsmet Arasan, Nural Benli, Zeynel Abidin Elçioğlu, Atay Sözer; Usta'nın 3.dönem öğrencileriyiz...
Hoca o zamanlar 60 yaşında...
"Yorgun Usta" dedirtiyor kendine, ihtiyarlık moduna iyice girmiş...
"Hocam artık film çekmeyecek misiniz?" diyoruz
"Yeter o kadar" diyor,
E 20'li yaşlardaki biz haytalara göre 60 yaş çok fazla (Bir de şimdi 60'a çeyrek kala olan bizlere sor)
Senaryo dersindeyiz, herkes yazdığı sahneyi okuyacak, üstüne tartışacağız.
Rahmetli arkadaşımız Sezai okuyor yazdığını;
"10 yaşlarında çocuk oynuyor, 20 yaşlarında genç oturuyor, kapı açılır içeri 40 yaşlarında bir ihtiyar girer..."
Hoca kulaklarına inanamıyor, yanlış duyduğunu sanıp soruyor:
"Ne dedin?"
Sezai yineliyor;
"40 yaşlarında bir ihtiyar girer..."
Hoca dehşet içinde bakıp haykırıyor;
"Sen şimdi 40 yaşındakine ihtiyar mı diyorsun?"
Sezai bir anlam veremiyor bu kadar hayret etmesine, çok doğal bir şekilde yanıtlıyor;
"Eveeeet !"
Hoca dayanamayıp patlıyor;
"Ulan o zaman biz ne oluyoruz!"
O gün şamatadan ders kaynıyor, ama Hoca da ondan sonra fazla ihtiyarlık moduna girmiyor.

Büyük Usta bundan sonra daha uzun yıllar yaşayıp 95 yaşında bir delikanlı olarak aramızdan ayrılıyor.

17 Kasım 2012 Cumartesi

ÇINAR İLE KÖŞK



Çınar Ağacı köşke “Günaydın eski fedakâr dostum” dedi, her sabah dediği gibi.
“Sana da günaydın ey vefakâr dost” diye yanıtladı Köşk her zamanki gibi.
Ancak bu sabah her zamankinden farklı olarak ikisinin üzerinde de bir hüzün vardı.
Her ikisi de artık buradaki son günleri olduğunun farkındaydılar.
Birden yıllar öncesine gittiler…
Önce Çınar gelmişti; kök salmış büyümüş büyümüştü yalnız başına,
Sonra birtakım adamlar gelip etrafta bir şeyler yapmaya başladılar, bir süre sonra anladı ne yaptıklarını; buraya bir çiftlik kuracaklardı.
Sevindi Çınar, yalnızlıktan kurtulacaktı…
Sonra hemen yanı başında bir şey inşa etmeye başladılar.
Merakla bekledi Çınar “Bakalım ne olacak?” diye.
İşte Köşk, bu şekilde gelmişti, Çınar ve Köşk’ün tanışması böyle olmuştu.
“Hoş geldin dostum” diye karşıladı Köşk’ü; belki de yüzyıllar sürecek dostluk bu şekilde başladı.
Sonra Köşk’ün sahibi olan Sarı Saçlı Mavi Gözlü Adam geldi…
Adam doğayı seviyordu, toprağı, ağaçları seviyordu; her gün ağacın dallarına konan kuşları seviyordu; bu güzel köşkü seviyordu.
Sevgi karşılıklıydı elbet, Çınar da Köşk de Sarı Saçlı Mavi Gözlü Adam’ı seviyordu.
Derken bir gün Çınar’ın dalları uzadı geldi Köşk’ün bağrına dayandı; Köşk’ün bundan pek bir şikâyeti yoktu aslında ama biraz daha büyürse zarar görebilirdi.
Bahçıvanlar ellerinde makaslarla geldiler, Çınar’ın dallarını keseceklerdi; “Başka çare yok” diyorlardı.
Çınar dostunun zarar görmemesi için böyle bir fedakârlığa hazırdı, Köşk de dostunun zedelenmesine neden olacağı için üzgündü.
“Keşke olabileydi de ben yürüyüp uzaklaşabilseydim. Ama böyle bir mucize hiçbir zaman olamaz” diyordu.
“Olur” dedi Sarı Saçlı Mavi Gözlü Adam “Böyle bir mucize olur !”
Alışıktı böyle durumlara, onun işi mucizeler gerçekleştirmekti.
“Köşkü yürütüp ağaçtan uzaklaştırın” diye talimatını verdi…
Hemen köşkün temelini kazdılar, altına kızaklar döşediler ve çektiler köşkü…
Görenler şaşıp kaldılar…
Köşk yağ gibi kayarak batıya doğru yürüdü ve yeni temeline oturdu… Koca bir ülkeyi yürütmüştü aynı şekilde bu onun için neydi ki…
Bazı tarihçiler Fatih’in gemlileri karadan yürütmesi olayını “şehir efsanesi” diyerek kabul etmezler çünkü pek kesin delilleri yoktur. Ama buna kimse bir şey diyemezdi, herkesin gözü önünde olmuştu, köşk yürümüştü.
Ne Köşk ne de Çınar bundan zarar görmüştü…

Köşk ve Çınar şimdi geçmişe hüzün, geleceğe ise endişeyle bakıyorlardı…
O günden güne çok şeyler değişmişti…
Sarı Saçlı Mavi Gözlü Adam gitmişti, buraları halka bırakmıştı, yararlansınlar diye.
Ama pek bir gelen giden olmamıştı bir daha… Köşkü yürütenlerin yerlerine gelenler pek ilgilenmemişlerdi bu tür yürütme işleriyle.
“Özlüyor musun o Sarı Saçlı Mavi Gözlü Adamı?” dedi Çınar…
 “Burnumda tütüyor” diye yanıtladı Köşk “Herhalde şimdi çok uzaklarda olsa gerek, yoksa ne yapıp eder gelir bizi böyle çaresiz koymazdı…”
Bu kez yürütmeden sorumlu olanlar en yapılmayacak şeyi yapmış, Sarı Saçlı Mavi Gözlü Adam’ın gözü gibi baktığı her santimine emek verdiği bu çiftliği Suudi kralına satmıştı.
Aslında rutin bir olay sayılırdı, son dönemlerde ne var ne yok haraç mezat satılıyordu, toprakların üstü, toprakların altı, denizlerin üstü, denizlerin altı ve dahi gökyüzü, içtiğimiz su, soluduğumuz hava fiyatını verene “Al hayrını gör lakin verdiğin parayı da helal et” diyerek sunuluyordu. Bu kez de bir yürütme olayı söz konusuydu ama önceki yürütmeden çok farklıydı.
Hüzünlendi Köşk;
“Keşke gene birileri çıkıp gene altımıza kızaklar koyup uzaklaştırsa bizi şu Suudi Kralın yanından” dedi.
Suudi’nin gözleri de saçları da karaydı, Köşk ile Çınar’ın geleceği gibi…
“Özlüyor musun Sarı Saçlı Mavi Gözlü Adamı?” diye sordu Köşk…
“Burnumda tütüyor” dedi Çınar…


10 Kasım 2012 Cumartesi