8 Mayıs 2012 Salı
SÜTÜ BOZUK
18 Nisan 2012 Çarşamba
Vatan Kurtaran Şaban'ın Dönüşü
3 Nisan 2012 Salı
28 Mart 2012 Çarşamba
PRIMUM NON NOCERE*
Senaristin Suçu Ne?
Bir
başka film; adı “Madde 438”, Erdoğan
Tünaş’ın senaryosu Ümit Efakan’ın rejisi. Konu gene bir TCK maddesinden
kaynaklanıyor. Madde 438’e göre eğer tecavüz mağduru bir hayat kadınıysa sanık
için ceza indirimine gidilmekte. Bir rezil madde daha; filmin gösteriminden
sonra bu madde de kaldırıyor…31 Ocak 2012 Salı
TEKNİK TAKİBE NASIL TAKILDIM?
![]() |
| Karikatür:Yalçın Çetin |
MEMLEKETİN FAY HALİ
| Depremci (Tayfun Akgül) |
12 Aralık 2011 Pazartesi
SİLİVRİ'DE HAREKET VAR
Mustafa Balbay, havalandırmaya çıktığında Tuncay Özkan’ı buldu ve fikrini söyledi…
“Harika” dedi Tuncay, hep birlikte Mehmet Haberal’ı buldular…
“Hocam, durum böyle böyle… Sen ne dersin?”
Haberal da beğendi bu fikri, “Tabii ki varım” dedi sevinçle…
Üçü birden Yalçın Küçük’ü aradılar…
Az ötede volta atan kalpaklı adamı görünce koştular ona doğru…
“Yalçın Hoca, bizim böyle bir düşüncemiz var, sen de katıl bize” dediler…
Yalçın Küçük “Bu güne kadar kimbilir kaç tane tuğladan büyük kitap yazdım derdimi anlatamadım. Ama sizin bu planınız müthiş…”
Yalçın Hoca da onlara katıldı…
Neyse ki hepsi aynı yerdeydi, birbirlerini aramaları zor olmuyordu…
Doğu Perinçek durumu duyunca “Ah ben bunu nasıl oldu da düşünemedim?” diye hayıflandı…
Arka avluda Nedim Şener ve Soner Yalçın oturuyorlardı…
Balbay seslendi, “Çocuklar haydi dinlenmeyin…”
Soner güldü bu söze; “Dinlenme demekle olmuyor işte, kaç defa söyledik dinlemediler, sonunda hepiz dinlediler, hepimiz dinlendiğimiz için şimdi burada dinleniyoruz” diye yanıt verdi…
Nedim Şener “Biraz tekerleme gibi oldu ama doğru söylüyorsun” dedi…
Onlar da getirilen öneriye bayıldılar…
Hemen karşıdan gelen Ahmet Şık’a seslendiler…
“Dokunan yanar” diye bağırdı Ahmet Şık…
Ama getirilen öneriyi duyunca o da çok sevindi…
Askerlere de söyleyelim onlarız bu iş olmaz, ne de olsa deneyimleri var…
Hemen “Engin Paşa’yı bulalım” dedi içlerinden biri…
General Engin Alan’ın akılı da yattı bu işe…
“Tamam, ben de bütün general arkadaşları organize ederim; burada o kadar kalabalığız ki dediğiniz şeyi rahatlıkla yaparız” dedi.
Ama uzaktan onları sürekli izleyen göz, işkillenmişti bu durumdan…
Savcı, “Adamları içeri attık hâlâ rahat durmuyorlar… Üstelik burada çok kalabalıklar, dışarıda olduklarından daha tehlikeliler” diye düşündü, ürperdi; kendini ilk kez bu kadar çaresiz hissediyordu...
Bu durumda uzlaşmak en akıllı şey olacaktı…
Geçti karşılarına…
“Tamam, siz kazandınız… İsteklerinizi söyleyin bakalım…”
“Top istiyoruz, forma istiyoruz…”
“Saha istiyoruz…”
Savcı biraz rahatlamıştı, “Ucuz kurtulduk” dedi kendi kendine…
“İstediğiniz top olsun, forma olsun, saha olsun… Alın size helal olsun…”
Böylece Silivri Futbol Ligi’nin kuruluşu için ilk adım atılmıştı…
Gazeteciler, yazarlar, politikacılar, askerler, istihbaratçıların oluşturacağı takımlarla en azından 10 takımlı bir lig ortaya çıkacaktı…
Planın ikinci adımı olarak, maçlarda şike yapıldığı söylentisi ortaya çıkacaktı…
İş futbol olunca akan sular dururdu…
Böylece Meclis olağanüstü toplanacak, bütün partilerin oy birliğiyle yasalar düzeltilecek, hemen Cumhurbaşkanı’na yollanacak, şayet veto gelse bile jet hızıyla geri yollanacaktı…
Sonrada Silivri sanıklarına tutuksuz yargılanmak üzere tahliye olanağı doğacaktı…
Artık Silivri’de herkes futbolla yatıp futbolla kalkıyordu…
BİR MESLEK YOK OLURKEN
(Bir gizli kamera yerleştiricisi dert yanıyor)
Bizim meslek çok nankör çok, kimse kıymetinizi bilmiyor.
Eskiden daha bir saygınlığımız vardı; koca koca kameralar kullanıyorduk, onları bir yere gizleyip de fark ettirmeden çekim yapmak maharet isteyen bir işti.
Şimdi maşallah mercimek büyüklüğünde kameralar var, üstelik sudan ucuz, işportada satılıyor. Kalem, çakmak, düğme şeklinde olanları bile var…
Bir kere vapurdaki pazarlamacıda bile gördüm;
“Amerika’nın CİA’sının kullandığı bu harika cihaz her yere sokulabilir olup komşunu dikizlemekte en net sonuçları vermektedir. Bir adet cihaz alana yanında hediye olarak bir adet traş bıçağı bedava, bitmedi ilaveten bir kutu tükenmez kalem…” diye satış yapıyordu.
Geçen gün bizim oğlan internetten sipariş vermiş, vallahi benim kullandığımın bir üst modeli. Kerata öğretmenler tuvaletine yerleştirip, müdür beyi defi hacet sırasında görüntülemiş. Varan-1 diye de internete yüklemiş. Yılsonunda notlar düzelmezse gerisi de gelecekmiş. E babasının oğlu tabii…
Neticede önüne gelen bir kamera bulup bir yerlere sokuşturuyor. Herkes gizli kameracı maşallah…
İş ayağa düştü artık, böyle olunca da kalite kaybı oluyor…
Bir ara ünlü oyuncuların çok özel görüntüleri çekiliyordu, dolayısıyla işin bir estetiği vardı. Onlar hem bakımlı, hem fotojeniktiler hem de rol yapma yetenekleri olduğundan ortaya izlenmesi keyifli işler çıkıyordu.
Şimdi bir de şu siyasetçilerin işlerine bakının Allah aşkına!
Tipleri ofsayt, hepsi göbekli; daha ilk sahneden insanın nevri dönüyor. Aksiyon deseniz rezalet, sanırsınız Kırkpınar pehlivanları gösteri yapıyor.
Hiç mi Fransız filmi seyretmediniz, hiç mi “french kiss” diye bir şey duymadınız ?
Yani Paris Hilton’un gizli görüntülerinden sonra hiç çekilmiyor. Yahu bu iş öyle mi yapılır?
Çekim gizli yapıldığından bir yönetmen olarak müdahale de edemiyorsun; yoksa kaç kere “Stop” diye araya girip “Bak şöyle yapacaksın” diye rol tarif etmek geldi içimden.
Atraksiyon yok, incelik yok, heyecan yok; koy kamerayı çek…
Şimdi gizli görüntüler festivali yapılmış olsaydı ne olacaktı?
Rezil olacaktık, bizimle dalga geçeceklerdi…
Ben de istemez miyim Nuri Bilge gibi çıkıp “Altın Bilmem Ne Ödülü” alayım;
“Benim güzel ve bahtsız ülkeme selamlar” diye bir konuşma yapayım.
Ama nerede, bu yeteneksizlikle film mi çekilir?
Ondan sonra “Niye bizde filmcilik gelişmiyor!”, e gelişmez tabii…
Milletin de ilgisi kalmadı artık, o kadar gizli görüntü servis ettik, kimseden tık yok.
Eskiden olsa yer yerinden oynardı…
O kadar çok olunca millet kanıksadı tabii…
Na buraya yazıyorum; göreceksiniz bir gün gelecek “Herkesin bir kaseti çıkacak”…
Kasetsiz olmak adeta ayıp hale gelecek…
O zaman da “E ne var ki bunda” diyecekler…
Ahlak kavramı değişecek, gizli saklı diye bir şey kalmayacak…
Herkes birbirinin “Big Brother” ’i olacak…
Bir sonraki aşamada da her şey naklen yayınlanacağı için kasete masete gerek kalmayacak.
İşte o zaman bizim meslek de tarihe karışacak…
Bize kelaynaklar gibi sahip çıkılması gerek, bu mesleğin son fertlerinin koruma altına alınması gerek.
Keçecilik, köşkerlik, koşumculuk, urgancılık, zembilcilik, nalbantlık, semercilik gibi gizli kameracılık mesleği de yok olmak üzere.
Devlet bize sahip çıksın…
CAMBAZA BAK
“Cambaza bak” derler, bakarsınız “neden ipin üstünde yürüdüğünü” anlayamadığınız adama. Siz heyecan içinde bakarken, “cambaz düşecek mi düşmeyecek mi?” diye beklerken cepçiler de gelip boşaltır ceplerinizi…
Son günlerde hangi cambaza bakacağımıza şaşa kaldık…
Gündemde bir dolu cambaz var ipler üstünde…
Fener küme düşecek mi düşmeyecek mi?
Düşüp de sonradan masum olduğu ortaya çıkarsa ayıp olmaz mı?
Düşmeyip de suçlu olduğu ortaya çıkarsa rezalet sayılır mı?
Aziz Yıldırım’a yapılan reva ile Silivri mahkûmlarına yapılan reva arasında bir fark var mıdır? Varsa nedir?
Zaman zaman yapılan federasyon tartışmalarında kast edilen aslında Futbol Federasyonu mudur?
Futbolun feneri bu durumdayken Deniz Fenercilerin de apar topar yakalanmasının bir nedeni var mıdır?
Elif Şafak yeni kitabı için erkek kılığında poz vermiş, acaba erkek yazarlar da kadın kılığında poz verirler mi?
Elif Şafak’ın kitabının kapağı çalıntı, içeriği de başka bir romandan intihal mi acaba…
Her iki kitabı da okumamış okumaya da niyeti olmayan biri bu meraklı sorunun yanıtını nasıl bulacaktır?
Paşalar ihtilal yapacaktı diye içeri alınırken ihtilalin en katmerlisini yapan ressam paşa neden hâlâ dışarıdadır?
Vatandaş hiç olmazsa sembolik de olsa bir kez mahkeme koridorunda “Ahmet Kenan Evren” diye bağırışını duyabilecek midir?
Peki diğer paşalar içeri alına alına dışarıda hiç paşa kalmazsa ne olacak?
İrticai faaliyetten dolayı ordudan uzaklaştırılanlara af çıkacak diyorlar, o boşluk onlarla doldurulursa ne olur?
TRT “Tosun Paşa” filmini sansürlemiş, acaba bunun da paşalar operasyonuyla bir ilgisi var mı?
Şimdi aklıma geldi bir Haydarpaşa’nın kapatılıp otel yapılmak istenmesi vardı.
Polise ağır savaş silahları alınıyor…
Peki onların da rütbeleri Tuğkomiser, Tümkomiser, Korkomiser, Orkomiser şeklinde olabilir mi?
Peki pek sık gördüğümüz, şortla otobüse binenin veya ramazanda sigara içenin dövülmesi gibi vakalardan sonra ikinci bir polis teşkilatı daha kurulabilir mi? Ahlak Polisi Teşkilatı mesela…
Peki şortlu kız vakasında “Aslında o karşısındaki adamı dövmüş” diye haberi tersine çeviren yalaka basın bu dediğine kendi de inanmış mıdır?
Peki silah alımlarının kolaylaşmaya başlaması, herkese 3 çocuk kampanyasından sonra herkesin 5 silah alabilmesinin sonucu daha da başka polis teşkilatlarına neden olabilir mi?
Bu kadar polis teşkilatı kendi aralarında anlaşabilirler mi?
Anlaşamazlarsa bu anlaşmazlık da tahammülsüzlüğe varırsa, hepsi kendi gettolarını oluşturabilirler mi?
Sahi şu gettolar meselesinin sonu nereye varır?
Laikler, dinciler, ulusalcılar,2.cumhuriyetçiler, eşcinseller kendi gettolarını oluştururlarsa nasıl bir manzara çıkar?
Bu gettolar kendi aralarında bir lig oluşturup maçlar yaparlar mı?
Peki yaparlarsa bu maçlarda kavga çıkabilir mi?
Peki, getto liginde de şike olabilir mi?
Peki gettolar arasında da sıfır sorun olur mu?
Olursa, adama “Ne halt etmeye getto oldun?” diye sormazlar mı?
Peki o gettolar da kendi aralarında çekişip yeni gettolar oluşturabilirler mi?
Peki Asmalımescit masalarının kaldırılmasından sonra sıra evdeki çalışma masalarımıza gelebilir mi?
Görüldüğü gibi cambaz çok…
“Cambaza bak” demenin alemi yok…
Ancak “Cambaza bak” diyenler bilsinler ki, bu kadar cambaza bakan biri sonunda gerçek cambazı da görebilir…






